İnsanların en hayırlısı, insanlara en faydalı olandır.
info@reyhanvakfi.org.tr

Reyhan Vakfımızın Faaliyetleri için Desteklerinizi Bekliyoruz

İstanbul Valisi Sayın Vasip Şahin Kutlu Doğum Haftası Programımıza Katıldı

Salih Baba Divanı'ndan Seçmeler

Gülden Bülbüllere Tasavvuf Sohbetleri'nden Seçmeler

Gülden Bülbüllere - 1
 
Gulden-Bulbullere---1

Gülden Bülbüllere Tasavvuf Sohbetleri 1, Gönüller Sultanı Abdurrahim Reyhan Hazretleri’nin tasavvuf sohbetlerinden derlenmiş ve Reyhan Vakfı tarafından kitap haline getirilip basılmış bir eserdir.

Ab­dürrahim Reyhan Hazretleri, son yüzyılın manevi tasarrufu ve tesiri en yüksek olan Tasavvuf Alimleri’nden ve Allah Dostları'ndandır.

Bu sayfada, kitabın Önsözünü, Allah'ın Veli kullarından Abdürrahim Reyhan Hazretleri’nin sohbetlerinden alıntıları ve hayatı hakkında kısa bir bilgiyi  bulacaksınız.  

Vakfımızın yayınladığı bu kitaba ulaşmak için lütfen bizimle iletişime geçiniz.

 

ÖNSÖZ

İnsan... Yaratılmışların en şereflisi. Yani eşref-i mahlûkat. Nefsininin hakimiyetiyle esfel-i safiline, ruhunun hakimiyetiyle rü'yetullaha gidecek yaratıktır.

Bulûğdan ölüme kadar süren imtihan... Mezar hayatı... Ve mahşer...

Zaman tünelinin düsturunu kutsal kitaplar'ın sonuncusunda bildirmiş Yaradan:

"Ey iman edenler! Allah'ın razı olmadığı işlerden sakının ve sâdıklarla beraber olun." Tevbe Suresi, 119. âyet.

Öyleyse insana düşen, bir sâdık aramak, O'nunla beraber olmaktır. Sâdık'ın götüreceği yol, ALLAH'a ulaştıracak yoldur. ALLAH'a ulaşacak olan ruhtur. Ama ahlâk-ı zemimelerle malûl insan ulaşamaz Allah'a pisliklerden temizlenmedikçe varılamaz yüce huzura. Ruhun paklanması, eğitilmesi gerek!

ALLAH, insanların imtihanda olduklarını bildirmek için peygamberler göndermiş. Sonuncusu Hz. Muhammed (s.a.v.). Peygamberlerin dayandığı iki büyük güç var: Nübüvvet ve Velâyet.

Gerçek âlimler nübüvvet varisleridir. Velâyetteki varisler ise velillerdir. 

ALLAH'A ulaşmış ve ALLAH'tan gelerek kulları irşat etmekle vazifelendirilmiş seçkin veliye mürşit denir. Mürşit, kulların ruhunu eğitmek görevini almış sâdık kişinin diğer adıdır. İrşat edildikçe değer kazanır mürit. Ruhu eğitildikçe meydana gelen gelişme, dıştan da fark edilir.  Zâhir bâtının aynasıdır.

Bilinen dört hak dinde de tarîkatlar mevcuttur. İslâmî tarîkatların tarihi 622 yılına kadar iner. İlk mürşit Peygamberimiz, ilk mürit sâdık iman arkadaşı Hz. Ebubekir'dir.

Bütün büyük İslâm alimleri bir mürşide bağlanıp, O'nun bâtınî eğitimden feyz alma yoluna girmişlerdir. Hatta, asıl adı Numan olan İmam-ı Azam bu yola geç girdiğini ima ederek: "Son iki sene olmasaymış, Numan helâk olurmuş"buyurmuştur.

Tarîkatlarla ilgili bilim dalına tasavvuf adı verilir.

Tarîkat, mürşit önderliğinde ALLAH'a ulaşma yoludur. Bu hedefe ulaşmaya lâyık olanlar, her şeyden önce iyi insan, iyi anne, iyi baba, iyi evlat, iyi vatandaştırlar. Onların gözü dünya nimetlerinde değildir. Cennet hayatı da gözlerinde yoktur. Almaktan çok vermenin gönüllüleridir. Halk içinde imtihan vererek Hakk'ın rızasını kazanmaya çalışırlar.

Bu yolda verilen kıyasıya mücadelede esas hasım, nefis denilen ve ruhun gelişmesine engel teşkil eden unsurdur.

Kişinin cüz'i irâdesiyle nefsini terbiye edip ruhunu yüceltmesi zor iştir. Öğretmensiz okul bitirip diploma almaya çalışan öğrencinin işi gibi zor.

Allah her maksada bir kapı tayin etmiştir.

Bu zor yolun kapısı da mürşid kapısıdır. Müridin nefsini törpüleyip ruhunu geliştirme işinin ustası, mürşittir.

Arayan bulur. Arayana bulması ihsan edilir.

Hakikî mürşit mütevazidir.

Şöhretten kaçınır. Keramete ne kadar az başvuruyorsa o ölçüde büyük mürşittir. Menfaat beklemez. O'na hizmet eden kazanır.

Hakikî tarîkat Kur'an ve sünnete sıkı sıkıya bağlıdır.

Belli bir zümereye dayanmaz. Çeşitli meşrep, görgü, tahsil, yaş ve zenginlik seviyesindeki müritlerden oluşur. Yani, Allah'ın çeşitli özellikteki kullarının örnek topluluğudur. Müritlerin en azından bazılarında cezbe görülür. Cezbe, ilahî nurun tecellisidir.

Bu kısa girişten sonra sunacağımız sohbetler teyb kayıtlarından yazıya geçirilmiştir. Her hangi bir yanlışlık ihtimaline karşı, sohbet sahibinin kontrolünden sonra kitap halinde basılmıştır. Sohbet sahibinin üslûb özelliklerini koruma hususunda azami gayret gösterilmiştir.

Gayemiz  bu değerli tasavvuf bilgilerini kalıcı hale getirerek daha fazla kişinin faydalanmasını sağlamaktan ibarettir.

Kusurumuz varsa iyi niyetimize bağışlanır inşaallah.

Derleyen 

GÖNÜLLER SULTANI ABDÜRRAHİM REYHAN HAZRETLERİ’NİN KİTAPTA YER ALAN SOHBETLERİNDEN BAZI KELAMLAR, ALINTILAR VE DUALAR

- “ Allah'a şükür. Hamd ü senâlar olsun. Allah nimetimizin nankörü etmesin. İnkarcısı etmesin. Nimet'imizin kadrini, kıymetini bilelim. Allah bizi müslüman halk etmiş.Allah bizi sevgilisine ümmet etmiş.Allah bizi Peygamber vârislerine tanıtmış.

Bundan ziyâde nimet olur mu? Allah âhiretimize hayır getirsin. Tarîk-i müstakîmden kaydırmasın Cenâb-ı Hakk. Bizim de irâdemiz var. Onu kullanmak, say'ımızı kullanmak farzdır. Tarîk-i müstakîmden kaymamak için sa'yımızı yapacağız. Farzımızı koruyacağız.

Bir gün Peygamber Efendimiz ashabının gözü önünde iki daire çizmiş. O daireyi bir hatla bağlamış. O hattan sağa sola çizgiler çekmiş demiş ki:

"Bu dairenin birisi biziz. Buraya gelip gireceksiniz. Bu hat da Allah'a giden yol. Bu daire Allah'ın azameti. Oraya gitmek için bizim dairemize gireceksiniz. Bu hattan çıkan çizgilere ayrılmayın. Bunların her birisinin başında şeytan var. Helâk olursunuz."

 İşte bu nedir? Bu kitap, sünnet.”

- “Ne zaman ki bir insan kalbinde Allah'ı hiç unutmazsa o kadar yakın. Şah damar ne? İnsanların kalbindeki damar. Vücuda dağılan 366 damarın merkezi. Birleşip, toplaşan derin bir damar. İşte onun için insanlar sultanî zikir olunca, kalbi harekete gelince, kalbi Allah'ı hiç unutmuyorsa, o zaman kalbindeki o merkezi damarlardan azalara da o zikir etki eder ki bütün azaları da zikreder. Onun için:

Söz ile bir kalbe doğmaz ledünnî

Bütün azaları dil olmayınca

Nefs-i emmârenin bilinmez fendi

Gönül şehri bahr-i Nil olmayınca

Söz ile insanların kalbinde ledünni ilmi doğmaz. Ledünni ilmi olmayınca da bütün azaları dil olmaz. Zikretmez. Ama bunun zâhirdeki anlamı bütün yasaklardan korunmaktır. Fakat tasavvufta böyle değil. Tasavvufta eğer bir insan tamamen gafletten kurtulursa, ârifler sınıfına geçerse işte onun bütün azaları dil olur. Niye ? Çünkü kalp vücudun padişahı, merkezi. Bir ülkeye nerden emirler çıkar? Padişahtan. Bir ülke nerden idare edilir? Padişahtan. Kalp padişah olduğuna göre, onu muhaliflerden kurtarırsak, yani puthânelikten kalbi kurtarırsak eğer, gafletten kurtulmuş oluruz. Kalp puthâne olur mu? Olur. Gönlümüzde neyi besliyorsak kalbimiz onun puthânesi olur. Neyi seversen mabudun odur.” 

- “ Allah niyetinizi halis etsin, niyetinizin neticesine ulaştırsın, ameller niyete bağlıdır. Bu da bir ameldir. Allah'ın emirleri insanlara amel oluyor. İşte Allah'ın emri:

"Allah için birbirinizi sevin, Allah için bir araya gelin."

Kelâm-ı kibârda şöyle geçer:

Gelin ey yâr-ı sâdıklar

Bu meydân-ı muhabbettir

Bütün cem olsun âşıklar

Bu meydân-ı muhabbettir

Şefîimiz Muhammed'dir

Sadıkların, inananların, müslümanların ruhları Cenâb-ı Hakk'a belâ demiş. Allah'ın fermanına, "Elestü birabbiküm" fermanına inanmışsa müslüman, kim olursa olsun, sadıklarla beraber. Yani Allah'a vermiş olduğu sözün üzerinde durur. Yani sadıktır.

İşte bu nedir?

Allah'a vermiş olduğu söz için büyük bir amel için gelirler. Bundan büyük amel olamaz. Çünkü Cenâb-ı Hakk tekrar buyuruyor ki: "Allah için iki müslüman bir araya gelirse," akraba olarak değil, iş ortağın var, işinden dolayı gitmişsin, veyahut birinden ihsan görmek için gitmişsin bunlar değil. Sırf Allah için. Onun için Cenâb-ı Hakk buyuruyor ki: "İki müslüman Allah için bir araya gelir konuşurlarsa üçüncüsü biz oluruz. O cemaat üç kişi olursa dördüncüsü biz oluruz, dört kişi olursa beşincisi biz oluruz. Cemaat ne kadar çoğalırsa çoğalsın mevcut olanların bir fazlası biziz". 

-Salih ne yatarsın uyan dediler

Sıdk ile Allah'a dayan dediler

Hak gizli değildir ayân dediler

Çok ihsan var bu ihsandan içerü

Çok ihsan nedir? Allah'ı bilmek, Allah'ı bulmak, Allah'ı görmek. Bilmek bir ihsandır. Aramak lütuftur. Nimetine ulaşmak da, daha büyük bir lütuftur. Cenâb-ı Hakk: "Biz bir gizli hazine idik. Aşikâr olmak için, cinleri, insanları halk ettik."  buyuruyor.”

- “ Allah aşkınızı muhabbetinizi artırsın. Allah ilminizi, bilginizi artırsın. Allah şerefinizi, makamınızı yükseltsin. Allah arzunuza ulaştırsın. Allah dünyada ve ahirette korktuklarınızdan emin etsin.”

 - Hakikate ulaşmak istiyorsan, marifete ulaşmak istiyorsan ne lazım? Kalbi selim lâzım. Mahviyetle olur kalbi selim. Ne ile olur? Allah'ı zikrede zikrede olur. Allah'ın sevgisi karşısında bütün sevgiler muhaliftir. Bir kalbteki dünya sevgisi ahiret sevgisi de manidir buna.

Ahirete karşı dünya kuru dava. Ama ehl-i huzura karşı da ahiret kuru davadır. Niçin. Sen ahiret için işledinse o ameli, Allah verir sana da ahireti. Cenneti verir. Cehennemden kurtulursun.

Amelli insanlar için üç türlü amel vardır. İnsanlar ameli üç maksatla yapıyorlar:

1. Cehennem korkusu: Haktır. Allah'ın gazabından korkuyor. Çünkü onu kurtarır. Allah azap etmez.

2. Cenneti kazanmak için.

3. Allah için amel edenler.

Cenâb-ı Hak buyuruyor ki:

"Günde 70 defa bir kulumun kalbine nazar ederim.'"

Ama kim alır bu nazarı. Gafil olan alır mı? Gafil olan bir kimsenin kalbi güneş ışığı girmeyen bir bina gibi karanlıktır. Güneşe pencere, delik açacaksın ki bu ışık buraya girsin.”

- “Allah'a şükür gönlümüzde tecelli eden Cenâb-ı Hakk'ın nuru sizleri topladı, buraya getirdi. Allah arzunuza ulaştırsın. Allah imanınızı, amelinizi muhafaza etsin. Allah muhabbetinizle yaşamak nasip etsin. Muhabbet demek ki Allah sevgisi. Bundan daha büyük bir zevk, daha büyük bir varlık, daha büyük bir devlet, daha büyük bir sıhhat, daha büyük bir nimet olamaz. İnsanlar için en kıymetli şeydir.”

- “Hakikatte Beytullah insanların kalbidir. Çünkü Beytullah Halil'in evi. O yapmıştır. Allah'ın emri ile. Ama insanların kalbi Allah'ın evidir. O kalbi Allah yapmıştır. Hangi insanın kalbi? Evliyaullah'ın kalbi. Çünkü evliyaullahın kalbi açılmış. Bir insanın kalbi açılmazsa velî olamaz. Bir insanın kalbi açılırsa velî olur. Bir velî bir aleme mukabildir.”

- “ Yunus Emre cenneti istemezmiş. Niçin? O âşık olmuş. Allah'a âşık olmuş. Allah'ı nasıl göreceğini, nasıl bulacağını aramış. Cennet arzusu çıkmış ondan. Çünkü cennet de bir arzudur. Onu arzu ederse oraya gider insan. Ama cennet arzusu olmaz da sırf Allah rızası için, Allah aşkı için kulluğunu yaparsa aşkı kazanır. Burada ehl-i dünya, ehl-i ahiret, ehl-i huzur var.”

ALLAH DOSTLARI’NDAN ABDÜRRAHİM REYHAN HAZRETLERİ’NİN HAYATI

Ab­dürrahim Reyhan Hazretleri, 1930 - 1998 yılları arasında yaşamış, son yüzyılımızın manevi tasarrufu ve tesiri en yüksek olan Tasavvuf Alimleri’nden ve Allah Dostları’ndandır. Muhammed Beşir Erzincani Hazretleri’nin âlim ve fâzıl büyük oğlu Hüseyin Efendi ile hâl, keşif ve keramet Tübî Hanımın oğulları olup 1930 yılında Erzincan Karakaya köyünde doğdu.

Allah yolunun büyük Velilerinden olan Abdürrahim Reyhan Hazretlerini, tanıma şerefine erenler, mütevazi dünyasından kulluğun hakikatine, simasından da aşkı ilahiye mazhar oldular.

Müntesiplerinin yanına gelip zorluklara girmelerine razı olmaz, şehir şehir, ilçe ilçe, köy köy,  gezerek Türkiye ve Yurtdışında sohbetleriyle onlari irşad ederdi. Teşrif buyurdukları beldelerde Allah aşkının, muhabbetinin ve feyzinin hududu olmazdı.

Abdürrahim Reyhan Hazretleri’nin, Allah’ın Veli kulları hakkındaki iki sohbetinden alıntılar;

- “Cenab-ı Hakk :

"Biz velilerimizi yeşil kubbemizin altında gizledik." buyuruyor.

Hakikatte Beytullah insanların kalbidir. Çünkü Beytullah Halil'in evi. O yapmıştır. Allah'ın emri ile. Ama insanların kalbi Allah'ın evidir. O kalbi Allah yapmıştır. Hangi insanın kalbi? Evliyaullah'ın kalbi. Çünkü Evliyaullahın kalbi açılmış. Bir insanın kalbi açılmazsa Velî olamaz. Bir insanın kalbi açılırsa Velî olur. Bir Velî bir aleme mukabildir”.

- “Bu nimetlere Veliler mazhar olmuşlar. Öyle olmasaydı. Veli olamazlardı zaten. Cenâb-ı Hak ne buyuruyor: "Biz Velilerimizi yeşil kubbemizin altında gizledik. Onları bizden başka kimse bilmez." Sen ben nasıl bileceğiz. Bir fıkra vardır;

Hızır Aleyhisselâm camide imiş. Bir hoca da vaaz ediyormuş. Çok kıymetli, çok mânâlı vaaz ediyormuş. Hızır Aleyhisselam'ın yanında oturan birisi varmış. O da huzurda imiş. Hızır Aleyhisselâm onu uyuyor zannetmiş. Dürtmüş. Demiş "Kalk uyan. Hoca çok güzel vaaz ediyor." Yüzüne bakmış yine başını önüne eğmiş. Yine gözlerini yummuş. O, ikinci defa yine dürtmüş. "Kalk" demiş. "Bu vaaz ele geçmez, bunun kelâmları çok kıymetli, çok mânâlı. Bunları dinle." Yine yüzüne bakmış. Yine gözlerini yummuş.

Üçüncü sefer Hızır Aleyhisselâm'ın yakasına sarılmış. "Eee! Hızır insanları bu kadar rahatsız etmez. Senin Hızır olduğunu söylersem daha kurtulamazsın" demiş.

Hızır Aleyhisselam Allahu Teâlâ'ya müracaat etmiş. "Yarabbi" demiş. "Benim defterimde bunun ismi yok. Veli ise ismi defterimde yok. Veli değilse benim Hızır olduğumu nerden bildi?"

Cenâb-ı Hakk da: "Beni sevenlerin ismini ben senin defterine yazdırırım. Benim sevdiklerimi ben gizli tuttum. Senin defterine yazdırmadım" diyor.

Veliler varis-i enbiyâdır. Madem ki Peygamberlere inandıksa, Velilere de inanacağız.”

Abdürrahim Reyhan Hazretleri, Peygamber Efendimiz’in (SAV) “ İnsanların en hayırlısı insanlara en faydalı olandır” Hadis-i Şerif’i ışığında Kuran ve Sünnet’e tam bağlı olarak 68 yıllık ömrünü Hak yoluna hizmet için adayan Allah’ın Veli kullarındandı. Dar´ül Beka´ya teşrif buyurana kadar talebelerinin sayısı Yurtiçi ve Yurtdışında çok çoğaldı. Bu geniş irşad halkasına rağmen tevazu ve mahviyetini daima muhafaza etti.

 

YASAL UYARI: Bu içeriğin bütün yayın ve çoğaltma hakları REYHAN VAKFI'na aittir. Kaynak gösterilmeksizin kısmen veya tamamen iktibas edilmesi yasaktır.