İnsanların en hayırlısı, insanlara en faydalı olandır.
info@reyhanvakfi.org.tr

Reyhan Vakfımızın Faaliyetleri için Desteklerinizi Bekliyoruz

İstanbul Valisi Sayın Vasip Şahin Kutlu Doğum Haftası Programımıza Katıldı

Salih Baba Divanı'ndan Seçmeler

Gülden Bülbüllere Tasavvuf Sohbetleri'nden Seçmeler

Gülden Bülbüllere - 2
 
Gulden-Bulbullere---2
Gülden Bülbüllere Tasavvuf Sohbetleri 2, Gönüller Sultanı Abdurrahim Reyhan Hazretleri’nin tasavvuf sohbetlerinden derlenmiş ve Reyhan Vakfı tarafından kitap haline getirilip basılmış bir eserdir.

Ab­dürrahim Reyhan Hazretleri, son yüzyılın manevi tasarrufu ve tesiri en yüksek olan Tasavvuf Alimleri’nden ve Allah Dostları'ndandır.

Bu sayfada, kitabın Önsözünü, Allah'ın Veli kullarından Abdürrahim Reyhan Hazretleri’nin sohbetlerinden alıntıları ve hayatı hakkında kısa bir bilgiyi  bulacaksınız.  

Vakfımızın yayınladığı bu kitaba ulaşmak için lütfen bizimle iletişime geçiniz.

ÖNSÖZ

Allah kâinatın dengesini zıtlıklar üzerine kurmuştur. Soğuk-sıcak, güzel-çirkin, ateş-su, sert-yumuşak.. Maddenin en küçük zerresi olan atom da zıt iki ögeden oluşur: Pozitif ve negatif.

Ya insan? Kur'ân-ı Kerim'de "Yaratılmışların en şereflisi" diye tarif edilen insan nefis ve rûh zıtlığını bünyesinde taşır. "Her şeyi insan için, insanı kendim için yarattım" diyor Cenâb-ı Hak.

Bu düzen içinde önemli bir sorumluluğu vardır insanın. İmtihan için yaratılmıştır. Nefsinin, ilâhî emirlere zıt isteklerine uyarsa süflî bir konuma düşecek, rûhunun gerektirdiği doğrultuda yaşarsa ulvî bir konuma yükselecektir. İşte bunu sağlayacak olan manevî eğitimdir. Nefsin dizginlenip, rûhun kemâle ulaşmasıdır.

Peygamberlik iki önemli görev ihtiva eden yüce bir makamdır: Nübüvvet ve Velâyet. Birincisi Cebrail vasıtasıyla gelen emir ve yasakları insanlara tebliğ görevidir. İkincisi ise, rûhu gerekli eğitimden geçirip kemâle erdirme ve geldiği yere, Allah'a ulaşmaya lâyık hale getirme gücüdür. Birincisi zâhirde, ikincisi bâtında cereyan eder.

Hz. Muhammed (SAV) son peygamberdir. Ama dünya sona erinceye kadar velâyet görevi devam edecektir. Varis-i enbiya olan velîler insanları iyiye, doğruya, güzele, hoşgörüye, yardım-severliğe, çalışmaya, özveriye, sevgiye yönlendirmeye; kötüden, yanlıştan, çirkinden, bağnazlıktan, tembellikten, bencillikten, çıkarcılıktan ve kinden alıkoymaya devam edeceklerdir. Kur'ân-ı Kerîm'de sözü edilen 124.000 peygamber adedinde velî her zaman var olacaktır.

Tarîkat, kulu Allah indinde makbul olmaya götüren yoldur. İlk İslâm mürşidi Hz. Muhammed (SAV), O'nun velâyet şemsiyesi altına ilk giren Hz. Ebubekir (R.A)'dir. Bu manevî bağlanma Hicret sırasında, mağarada olmuştur.

İslâm tarîkatları sayesinde koca Türk dünyası müslümanlığı bir hayat tarzı olarak benimsemiş ve aynı manevî ilkeler etrafında kaynaşarak kabile kabile dağılmaktan kurtulmuştur. Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluklarında yaşayan çeşitli dinden ve çeşitli ırktan insan mozayiği "Yaradılanı severim Yaradan'dan ötürü" anlayışının getirdiği hoşgörü ve sevgi ortamı sayesinde asırlarca huzur içinde yaşamıştır.

Gerçek bir mürşidin ve gerçek bir tarîkatın özelliklerini birinci cildin giriş bölümünde belirtmeye çalışmıştık. Zaten ilâhî çerçevenin dışına çıkan ve menfaat kapısı hâline dönüşen tarîkatlara Allah Resulü'nün manevî desteği devam etmez ve silsile sona erer. Örgütlü bir dünya topluluğu olmaktan öteye geçemezler.

Tasavvuf, dinî inancın yaşanmasını amaç edinen sistemin adıdır. Bir mürşidin manevî eğitimine giren kişi ibadetlerini daha zevkle yapmaya başlar. İslâm ahlâkıyla ahlâklanmasıyla, gitgide "iyi insan" haline gelir. Böyle insanlardan oluşan toplumda ise zulüm, rüşvet, haksızlık, çıkar çatışmaları, kıskançlık ve kin zamanla yok olur. Toplum daha huzurlu yaşar ve sosyal barış oluşur.

21. yüzyıla yaklaştığımız şu sırada Yerküre'nin ihtiyacı böyle insanlar ve böyle toplumlar değil mi?

Derleyen

 

GÖNÜLLER SULTANI ABDÜRRAHİM REYHAN HAZRETLERİ’NİN KİTAPTA YER ALAN SOHBETLERİNDEN BAZI KELAMLAR, ALINTILAR VE DUALAR

- “ Allah yolu: Kitap-sünnet yoludur. Evvelâ Peygamber Efendimizin (SAV) sünnetini işleyelim ki Allah yolunu bulmuş olalım. Resulullah'a (SAV) yaklaşmak sünnetle oluyor. Sünneti işlersek Allah'a giden yolu bulmuş oluyoruz. Onun bu yolundan kaymamak için her sözümüzü kitaba, sünnete uydurarak konuşacağız. "Bu sözümüz faydalı mıdır? Zararlı mıdır? Kitaba sünnete uyuyor mu? Bu sözümüz şeriatımıza, islamiyetimize aykırı mıdır?" diye düşünelim.

Zikir: Allah'ı unutmamaktır. İnsanlarda ayıklık budur. Ayık olan insan hiçbir tehlikeye, zarara uğramaz. Bunu ne ile elde edeceğiz? Bir insan "Lâ ilâhe illallah" der ama dilindedir. Kalbi ile başka birşeyler düşünüyor. Salâvat getiriyor ama dilinde. Kalbinde başka bir şey düşünüyor. Hâlbuki Cenâb-ı Hak: "Biz insanların kalplerine nazar ederiz" buyuruyor. "Biz insanların boylarına, soylarına, güzelliklerine, zenginliklerine bakmayız. Ancak kalplerine bakarız" buyuruyor. İşte zikir nedir? Kalbimizi Allah ile meşgul etmektir.

Ne kadar Allah'ı zikredersek o kadar yaklaşırız. Günlük yaşantımız içerisinde gafletimiz mi çok ayıklığımız mı çok. Allah'ı unutuyor muyuz? Unutmuyor muyuz? Bunun sayı'nda, bulunmak lâzım.

Ne zaman ki sen 24 saatini zikirle doldurdunsa, bu sürede hiçbir nefesin boş geçmedi ise, o zaman sen işte ârif oldun.”

- “ Abdülkadir Geylani Hazretleri’nin oğlu Abdülcebbar Efendi çok âlimmiş. Bir gün camide vaaz etmiş. Allah'ın azaplarından, gadaplarından, hikmetlerinden çok derin bir vaaz etmiş. Halktan da dinliyen dinlemiş, dinlemeyen uyumuş. İnsanlarda hiçbir hareket yok. O sırada babası gelmiş. Abdülkadir Geylani Hazretleri. O da babasına hürmeten vaazı kesmiş. Kürsüden aşağıya  inmiş. Talep üzerine Abdülkadir Geylâni bir ifadede bulunmuş. Demiş ki:

"Camiye gelecektim, acıkmışım. Abdülcebbar'ın annesine dedim ki "Bana bir sıcak çorba  yap içeyim, gideyim. O da çorbayı pişirdi. Çanağa koydu. Getirdi önüme koydu. O sırada bir kedi fareyi arayım diye vurdu. Çorbayı döktü. Ben de nefsimi tenkid ettim. "Sen bu çorbaya lâyık değilsin"dedim. Çorbaya lâyık olsaydım niye döküleydi. Kalktım nefsimi tenkid  ederek suçlayarak geldim camiye" diyor. Bunu söyler söylemez bütün cemaat başlıyor ağlamaya. Ağlamaktan kırılıyorlar. Bunu görünce Abdülcebbar Efendi şaşıyor. Ve kendi kendine: "Ben bu kadar Allah'ın azaplarından, gadaplarından, hikmetlerinden, rahmetlerinden konuşuyordum, cemaatte hiç bir tepki yoktu. Annemin pişirdiği çorbayı kedi dökmüş. Bunda ne vardı ki bu cemaat bu kadar feyizle ağlıyorlar?" diyor ve annesine şöyle diyor:

"Babama sor bakalım. Sen çorba pişirmişsin. Kedi onu dökmüş. Babamda yemeden gelmiş. Bunu anlatınca millet ağlamaktan kırıldı. Halbuki ben ne kadar vaaz etmiştim."

Annesi soruyor. Abdülkadir Geylani oğlu hakkında demiş ki:

"O çıktı yukarı yükseğe kendini de hâlktan üstün gördü. Onun için tesir etmedi. Biz öyle değil. Kendi nefsimizi halktan aşağı gördük. Halkı bizden üstün gördük. Onun için halk ağladı. O kendi nefsini sözleriyle, kürsüye çıkmasıyla yükseltti."

Hamdolsun, Allah'a şükür, çok şükür, bin şükür. Nihaî şükürler olsun. Allah bu nimeti bize ihsan etmiş. Bu nimetin kadrini kıymetini bildirsin.”

- “Allah'ın selâmı, rahmeti, bereketi, hidayeti üzerinize olsun. Cümleten hoş geldiniz. Sefâ geldiniz. Sefâ getirdiniz. Feyiz getirdiniz. Allah arzunuza ulaştırsın. Allah hulûsunuzun, ihlâsınızın meyvasını yedirsin. Allah hulûsunuzun, ihlasınızın hududunda irşad etsin. Allah sonumuzu hayır getirsin. Allah'a şükür. Çok şükür. Bin şükür. Nihaî şükürler olsun bu günümüze. Sıhhatimize, bu nimetimize, bu fırsatımıza. Sıhhat bu sıhhat. Gün bugün, nimet bu nimet. Fırsat bu fırsat.

Hiç nimet olur mu bundan ziyade? Niçin? Allah'ın emrini işliyoruz. İnancımızı yaşıyoruz. Allah bizi inananlardan hâlketmiş. İnancımızı yaşıyoruz. Allah'a şükür. Bu zamanda inancını yaşamak kolay değil. Evet çok şükür, bin şükür, nihaî  şükürler olsun. Rabbımızın keremine, ihsanına, hidayetine lütfuna, ilhamına çok şükürler olsun. Allah bizi müslüman hâlk etmiş. Daha bundan büyük bir nimet olur mu? İnancımızı yaşarsak, nimetimizi değerlendiririz. Allah daha büyüğünü verir. İnancımızı yaşamazsak bu nimeti Allah elimizden alır.”

- “Allah'a şükür. Çok şükür? Gece gündüz yüzümüzü yere koysak şükür secdesi yapsak yine az gelir. Yine az gelir. Cenâb-ı Hak insanı kıymetli hâlk etmiş. Niçin? Peygamber Efendimizi insanlardan hâlk ettiği için. O'nun şerefidir. O'nun hürmetine, O'nun sevgisine Cenâb-ı Hak insanı kıymetli hâlk etti. Ama bizde Peygamber Efendimizi bileceğiz. O'na da inanacağız. O'na da lâyık olacağız. O'na lâyık olmak için onun sünnetlerini işleyeceğiz. kitap sünnet var. Allah'ın indirmiş olduğu Kur'an'a inanacağız. Ne emretmişse onu işleyeceğiz ki, Allah'a itaat etmiş olalım. Sünnet nedir? Peygamber Efendimizin sünnetini işleyelim ki ona tâbi olmuş olalım. Allah'ın kesin olarak emride budur.

"Habibim bana itaat eden sana tâbi olsun. Sana tâbi olmayan bana itaat etmiş değildir."

- “ Amel varlığı olmayınca mahviyet olur. Ahlâk da mahviyettedir. Tevazusu olmayanda ahlâk da olmaz. Tevazusu olmayan insanlardan kendisini yüksek görür. O zaman Cenâb-ı Hakk'ın emrinin tersini işlemiş oluyor. Allah ne buyuruyor? Her kim ki Allah için alçalırsa, biz onu yükseltiriz. Bir insan ibadetine güvenirse tevazu sahibi olamaz. İnsanlardan kendisini aşağı göremez. Sen namaz kılıyorsan, namaz seni alçaltacak. Allah seni yükseltecek. Namaz kılmayan için de şöyle düşüneceksin. Evet bu namaz kılmıyor ama kalbi benden temizdir. Sende ki olan kusur onun namaz kılmamasından daha büyük. Hiç olmazsa öyle gör. Öyle bil. Ve şöyle düşüneceksin: "Bugün namaz kılmıyor. Ama. Maddemiz bir. Rabbimiz bir. Babamız bir. Allah onda da bir ceset ve ruh hâlk etmiş. Ben de de ceset var. Rûh var. Rûhu Allah üflemiş. Cesedi Allah topraktan hâlk etmiş. Hepimizin babası Hz. Adem. Belki Allah onun kalbinde de bir iman cevheri hâlketmiş olabilir. Bilen Allah'tır. Ben ne bilirim" diye düşüneceğiz. Veliler bilirler ama onlar da aşikâr etmezler. Bir gün olur ki o bir namaza başlarsa benden üstün olur. Ahlâk-ı hamide sahibi olmak lâzım. Bunu Peygamber Efendimiz (SAV) çok buyurmuş. O kadar Hadis vardır ki...

"Benim ümmetimin en hayırlısı ahlâkı güzel olanlar."

"Benim ümmetimin en şerlisi de ahlâkı çirkin olanlar."

Ahlâkı güzel olanlar hiç kimseyi incitmez. Çirkin olanlar insanları incitir.

"Ahlâkı güzel olanlar aydınlık gündüzler gibidir. Ahlâkı çirkin olanlar karanlık geceler gibidir."

Allah da, Resulullah (SAV) da, meşâyihler de hepsi bize ahlâkı tavsiye ediyorlar.”

- “"Kulum ben sana Şah damarından daha yakınım."  Fakat insan kalbindeki Lafza-yı Celâli diriltiyorsa, ne ile diriltir? Allah! Allah! Allah! diye diye. Ama zannetmeyelim ki 24 saat içerisinde 15 dakikalık bir zikrimiz var. Bu diriltmez onu. Bu bir hizmettir. Ama bir himmettir yine. Bizim kalbimizi dirilten himmettir. Himmeti almak için de hizmet vardır. Ama büyüklerimiz, meşâyihlerimiz ne buyuruyorlar sohbetlerinde? Alırken unutmayın Allah'ı, verirken unutmayın. Yerken Allah'ı unutmayın. İçerken Allah'ı unutmayın. Çalışırken Allah'ı unutmayın. Daima kalbinizden Allah Allah! Allah zikri yapa yapa. (Lisana getirmeye lüzum yok.) Biran  evvel kalbinize Allah! dedirin. Bu nasılmış? Bir insan kalbine Allah dedirtinceye kadar sayı var. Zorlanması var. Çalışması var. Ama kalbi dirilip; Allah diyorsa o zaman bırakıyor bunu. O zamanda Allah'ı unutmak istiyor da unutamıyor. Yani kendisini ne ile meşgul ederse etsin. Allah'ı unutayım diye zorlar. Unutamaz. Çünkü onda bir sıfat-ı meleke meydana geliyor. Onun için şöyle buyuruluyor: "Bizim öyle kullarımız var ki onların ticaretleri, zikirlerine mani olmaz." Bunlar kimler? Çalışırken Allah'ı unutmamışlar. Kalpleri ile zikretmişler. Yerken, içerken, alırken, verirken, zikrede zikrede onların kalpleri dirilmiş. Harekete gelmiş. Canlanmış. O yazılı olan Lafza-yı Celâl canlanıyor

- “ Allah bizi müslüman halk etmişse inancımızı yaşayacağız. Eğer inancımızı yaşamazsak nerden belli olacak müslüman olduğumuz? İslâmın yaşantısı "Lâ ilâhe illallah! Muhammedün Resulullah." Hepsi bu ifadenin içinde. "Lâ ilâhe illallah" Allah'a inanmak, Allah'ın kitabına uymak, Kur'ân'a uymak. "Muhammedün Resulullah" Muhammed'e (SAV) uymak. Muhammed'e (SAV) tâbi olmak.”

- “ Allah emeklerinizi zayi etmesin. Allah niyetinizi hâlis etsin. Allah niyetinizin neticesine ulaştırsın. Nasılsınız? İyisiniz. Afiyettesiniz İnşaallah. Allah hepinize iyilik ve âfiyet ihsân etsin. Allah arzunuza ulaştırsın. Allah arzularınızda aldatmasın. Arzunuz Allah'ın rızası olsun. Bütün imanınızın, ibâdetinizin, amelinizin karşılığı Allah rızası olsun. Allah âkibetinizi hayır getirsin. Cenâb-ı Hak ömrünüz boyunca bu muhabbetinizi muhafaza etsin. Rabbim artırsın, eksiltmesin. Muhabbet Allah sevgisi tabii. O bizi sevdi. Yarattı ki biz de onu sevelîm. Tabii diledi, yarattı. Diledi demek, isteği demek, isteği demek sevmesi demek. Onun için bütün bu varlıkları Cenâb-ı Hak istedi yarattı, diledi yarattı. Peygamber Efendimizi muhabbetinden yarattı. Kâinatın Efendisi, iki cihanın Efendisi, dünya, âhiretin de. Bütün zâhirde, bâtında, bilinip görünenler, bilinmeyenler, görünmeyenleri Cenâb-ı Hak kim için halketti? Habîbi için, O'nun hürmetine halketti. Cenâb-ı Hak: "Habibim, seni halketmeseydim, bu varlıkları halketmiyecektim." buyuruyor.”

ALLAH DOSTLARI’NDAN ABDÜRRAHİM REYHAN HAZRETLERİ’NİN HAYATI

Ab­dürrahim Reyhan Hazretleri, 1930 - 1998 yılları arasında yaşamış, son yüzyılımızın manevi tasarrufu ve tesiri en yüksek olan Tasavvuf Alimleri’nden ve Allah Dostları’ndandır. Muhammed Beşir Erzincani Hazretleri’nin âlim ve fâzıl büyük oğlu Hüseyin Efendi ile hâl, keşif ve keramet Tübî Hanımın oğulları olup 1930 yılında Erzincan Karakaya köyünde doğdu.

Allah yolunun büyük Velilerinden olan Abdürrahim Reyhan Hazretlerini, tanıma şerefine erenler, mütevazi dünyasından kulluğun hakikatine, simasından da aşkı ilahiye mazhar oldular.

Müntesiplerinin yanına gelip zorluklara girmelerine razı olmaz, şehir şehir, ilçe ilçe, köy köy,  gezerek Türkiye ve Yurtdışında sohbetleriyle onlari irşad ederdi. Teşrif buyurdukları beldelerde Allah aşkının, muhabbetinin ve feyzinin hududu olmazdı.

Abdürrahim Reyhan Hazretleri’nin, Allah’ın Veli kulları hakkındaki iki sohbetinden alıntılar;

- “Cenab-ı Hakk :

"Biz velilerimizi yeşil kubbemizin altında gizledik." buyuruyor.

Hakikatte Beytullah insanların kalbidir. Çünkü Beytullah Halil'in evi. O yapmıştır. Allah'ın emri ile. Ama insanların kalbi Allah'ın evidir. O kalbi Allah yapmıştır. Hangi insanın kalbi? Evliyaullah'ın kalbi. Çünkü Evliyaullahın kalbi açılmış. Bir insanın kalbi açılmazsa Velî olamaz. Bir insanın kalbi açılırsa Velî olur. Bir Velî bir aleme mukabildir”.

- “Bu nimetlere Veliler mazhar olmuşlar. Öyle olmasaydı. Veli olamazlardı zaten. Cenâb-ı Hak ne buyuruyor: "Biz Velilerimizi yeşil kubbemizin altında gizledik. Onları bizden başka kimse bilmez." Sen ben nasıl bileceğiz. Bir fıkra vardır;

Hızır Aleyhisselâm camide imiş. Bir hoca da vaaz ediyormuş. Çok kıymetli, çok mânâlı vaaz ediyormuş. Hızır Aleyhisselam'ın yanında oturan birisi varmış. O da huzurda imiş. Hızır Aleyhisselâm onu uyuyor zannetmiş. Dürtmüş. Demiş "Kalk uyan. Hoca çok güzel vaaz ediyor." Yüzüne bakmış yine başını önüne eğmiş. Yine gözlerini yummuş. O, ikinci defa yine dürtmüş. "Kalk" demiş. "Bu vaaz ele geçmez, bunun kelâmları çok kıymetli, çok mânâlı. Bunları dinle." Yine yüzüne bakmış. Yine gözlerini yummuş.

Üçüncü sefer Hızır Aleyhisselâm'ın yakasına sarılmış. "Eee! Hızır insanları bu kadar rahatsız etmez. Senin Hızır olduğunu söylersem daha kurtulamazsın" demiş.

Hızır Aleyhisselam Allahu Teâlâ'ya müracaat etmiş. "Yarabbi" demiş. "Benim defterimde bunun ismi yok. Veli ise ismi defterimde yok. Veli değilse benim Hızır olduğumu nerden bildi?"

Cenâb-ı Hakk da: "Beni sevenlerin ismini ben senin defterine yazdırırım. Benim sevdiklerimi ben gizli tuttum. Senin defterine yazdırmadım" diyor.

Veliler varis-i enbiyâdır. Madem ki Peygamberlere inandıksa, Velilere de inanacağız.”

Abdürrahim Reyhan Hazretleri, Peygamber Efendimiz’in (SAV) “ İnsanların en hayırlısı insanlara en faydalı olandır” Hadis-i Şerif’i ışığında Kuran ve Sünnet’e tam bağlı olarak 68 yıllık ömrünü Hak yoluna hizmet için adayan Allah’ın Veli kullarındandı. Dar´ül Beka´ya teşrif buyurana kadar talebelerinin sayısı Yurtiçi ve Yurtdışında çok çoğaldı. Bu geniş irşad halkasına rağmen tevazu ve mahviyetini daima muhafaza etti.

YASAL UYARI: Bu içeriğin bütün yayın ve çoğaltma hakları REYHAN VAKFI'na aittir. Kaynak gösterilmeksizin kısmen veya tamamen iktibas edilmesi yasaktır.