İnsanların en hayırlısı, insanlara en faydalı olandır.
info@reyhanvakfi.org.tr

Reyhan Vakfımızın Faaliyetleri için Desteklerinizi Bekliyoruz

İstanbul Valisi Sayın Vasip Şahin Kutlu Doğum Haftası Programımıza Katıldı

Salih Baba Divanı'ndan Seçmeler

Gülden Bülbüllere Tasavvuf Sohbetleri'nden Seçmeler

Gülden Bülbüllere - 3
 
Gulden-Bulbullere---3
Gülden Bülbüllere Tasavvuf Sohbetleri 1, Gönüller Sultanı Abdurrahim Reyhan Hazretleri’nin tasavvuf sohbetlerinden derlenmiş ve Reyhan Vakfı tarafından kitap haline getirilip basılmış bir eserdir.

Ab­dürrahim Reyhan Hazretleri, son yüzyılın manevi tasarrufu ve tesiri en yüksek olan Tasavvuf Alimleri’nden ve Allah Dostları'ndandır.

Bu sayfada, kitabın Önsözünü, Allah'ın Veli kullarından Abdürrahim Reyhan Hazretleri’nin sohbetlerinden alıntıları ve hayatı hakkında kısa bir bilgiyi  bulacaksınız.  

Vakfımızın yayınladığı bu kitaba ulaşmak için lütfen bizimle iletişime geçiniz.

ÖNSÖZ

Sonsuz uzay boşluğu içinde binlerce gezegen... Bir çoğu dünyadan çok daha büyük. Hepsi aynı tabiat kanunlarına göre, tek elden yönetiliyor.

Bu gezegenlerden birisi de dünya. Birbirine hiç benzemeyen milyarlarca canlı: Bitkiler hayvanlar ve insan. Hepsi de aynı kanunlara göre doğuyor, görevini tamamlıyor ve ölüyor. Yerlerini yeniler alıyor.Yeniler de aynı kanunların dışına çıkamıyor.

Bu canlıların en gelişmiş olanı insan. Çünkü ona diğer canlılarda olmayan bir özellik bahşedilmiş: Akıl.

“Bilinmek bulunmak murat edip insanı yaratmış” yüce ALLAH. “Gündüz ve gecenin ardarda gelişinde akıl sahipleri için nice hikmetler vardır” buyurmuş Kur‘ân-ı Kerîm’de.

Akıl insana üstünlük kazandırıyor ama sorumluluk da yüklü yor: ALLAH‘a kulluk.

Bu sadece ibadet demek değil. İbadet ihlasla yapılıyorsa, insana ancak, bu ilahî düzen içerisindeki, sorumluluklarını öğretir: Diğer canlılara karşı sorumludur. Diğer insanlara karşı sorumludur. Milletine karşı sorumludur. Ailesine karşı sorumludur. Kendisine karşı da sorumludur.

İnsan, sorumluluklarını yerine getirdiği ölçüde ALLAH‘ın sevgisini kazanır.

Sevgi karşılıklıdır. ALLAH‘ın bir insanı sevdiğinin göstergesi insanın da ALLAH‘ı seviyor oluşudur. İnsanın ALLAH‘ı sevdiğinin göstergesi de, diğer insanlara yararlı olarak yaşamasıdır.

Diğer insanlara zararlı kişilere ALLAH’ın sevgisi yönelmez. Böyle kişilerin “ALLAH sevgisi” iddiasında bulunmaları ise boş hayalden başka birşey değildir.

Din bunları anlatan âyet ve hadislerin bütünüdür.

Tasavvuf bu niteliklere sahip iyi insanı yetiştirme yoludur.

Tasavvuf eğitimi almış insan meşru yoldan ve helâl kazamaya dikkat eder. İşinde hile, sözünde yalan, davranışlarında riya olmaz. Başkalarını incitmemeye özen gösterir. Başkalarından da kolay kolay incinmez. Affedici olur. İnsanlarla dininden taviz vermeksizin iyi geçinmeyi becerir. Düşkünlere, yetimlere, kimsesizlere yardımcı olur. Diğer insanlardan faydalanmak yerine, diğer insanlara faydalı olmaya çalışır. Tükettiğinden fazlasını üretir.

Dinî hükümlerden kendi nefsine uyan hükümler çıkarıp, dinin genel çizgisine aykırı düşmez. Bilakis, ALLAH ile gönül beraberliği içinde olabilmek için uğraşır.

İşte tasavvuf dilinde böyle yaşayışın adı TAKVA’dır. Takva üzere yaşayanların çoğaldığı cemiyet huzur içinde ilerler. Takvalı insanlar devlete, millete ve bütün insanlığa faydalı bir ömür sü- rerler. Onlar, iki dünyada seçilmişlerden olurlar. Bakınız yüce YARADAN ne buyuruyor: “Gerçekten ALLAH, takva sahipleriyle beraberdir.”*

Derleyen

 

GÖNÜLLER SULTANI ABDÜRRAHİM REYHAN HAZRETLERİ’NİN KİTAPTA YER ALAN SOHBETLERİNDEN BAZI KELAMLAR, ALINTILAR VE DUALAR

- “ Evvelâ diyor ki: “Şöhret kazanma! Şöhrette afat vardır.” Onun için bizim büyüklerimiz tarihlere geçmemişlerdir. Şöhrette afat vardır.

Mübarek, Erzincan'da Terzi Baba isminde bir zat var. Kerametleri var, meşhur bir zattır.

Fakat Şah Dedemiz olan Pîri Sami Hazretleri demiş ki:

“Eğer Terzi Baba'nın derecesinde halife çıkartsam iki yüz tane çıkarırım” demiş ve bu sahihtir. Fakat:

“Şöhret kazanma, şöhrette afat vardır. İsmini hüccetlere yazdırma.”

Veysel Karânî Hazretleri ile Peygamber Efendimiz (SAV) sağlıklarında birbirlerini görmemişlerdir. Ama Peygamber Efendimiz (SAV) vasiyet etmiştir ki “Hırkamı O'na götürün” diye. Götüren kim?

Hz. Ali Efendimiz ve Hz. Ömer. İki halife. Hırkayı almadan evvel hırkanın hakkını vermiş. (Secdeye kapanmış.) Hırkayı başlangıçta almamış.

Birbirlerini hiç görmedikleri halde. Uhud Muharebesinde kafirler taşla saldırınca Peygamber Efendimizin (SAV) dişi kırıldı. Bu sahneyi ta Yemen'den görmüş. Taşı almış, dişlerini kır-mış, evet.

İşte maneviyatta bu derece de Peygamberimize yakın. Hırkayı götürdükleri zaman, secdede uzun bir süre kalmış. Onlarda “bu bayıldı mı, uyudu mu?” diye kaldırmışlar. Kaldırılınca demiş ki:

“Niçin acele ettiniz. Ben hırkanın hakkını icra ediyordum. Ümmeti Muhammedin günahkârlarının affını ALLAH'tan diliyordum. Dörtte üçünü bağışlattım, dörtte biri kalmıştı.”

Peygamber Efendimiz, Üveys hakkında yaptığı sohbetin tatbikatını mübarekler orada hırkayı verirken görüyorlar.

Neyse hırkayı veriyorlar. Hz. Ömer Radıyallahu hakkında Peygamber Efendimiz (SAV) buyurmuştur ki:

“Benden sonra peygamber gelseydi, Hz. Ömer gelirdi.” diye.

İşte Hz. Ömer; Peygamber Efendimizin Üveysî metheden çok hadislerini biliyor. Ondan istekte bulunuyor:

“Ya Üveys bize bir nasihatta bulunsan.”

Demiş ki:

“Sen birşeyler biliyor musun?

“Biliyorum” demiş.

“O halde bildiklerini unut ALLAH'ı bil yeter.”

Yine nasihat et demiş.

“Seni bilirler mi?”

"Bilirler.”

“O bilenlere kendini unuttur. ALLAH seni bilsin yeter.”

Yine nasihat et demiş:

"Hayır! Bu iki nasihatımı tutarsan yeter sana.”

- “Padişah konmaz saraya

   Hâne ma’mur olmadan

Padişahların oturduğu yere saray derler. Ama o saray padişaha mahsus. Orası o kadar temiz ki orada hiç kir-pas olmadığı gibi orada çok ziynet var. Orası, padişahın rahat edeceği şekilde hazırlanmış. Padişah her yerde olmaz. Her yere girmez. Bir sarayı var, orası onun için hazırlanmış. Burada padişahtan mana ALLAH'tır. Hâneden mana insanların kalbidir.”

- “ ALLAH'ın indinde en makbul olan amel tevazudur, alçak gönüllülük. Tarikatın da büyük ameli tevazu.

“Tevazu fetheder, fettâh bâbını.”

Fettâh bâbı: Kapalı kapılar, kilitli kapılar. Kapalı kapıları, kilitlenmiş yolları tevazu açar. Tarikatın sıfatıdır.

Sen bir Kaymakam oğlusun, valinin torunusun, bunlar sana varlık olmasın, bunlarla övünme. Çok güzelsin, bu da sana varlık olmasın. Çok maharetlisin, işgüzarsın ondan da sana bir gurur gelmesin. Alimsin, ilmin var, ondan da ken-dinde üstünlük görme. Çok amel işliyorsun, amelinden de üstünlük duyma.

Bunlardan kendine benlik çıkarma. Çok maharetlisin ama hiç maharetin yok gibi ol.

Çok zenginsin ama, fakir bir kimse gibi ol.

Çünkü ALLAH:

“Biz kullarımızın kalplerine nazar ederiz” buyuruyor.

“Boylarına, soylarına, güzelliklerine, maharetlerine bakmayız. Ancak kalplerine nazar ederiz.” Hangi kalbe nazar ediyor? İlminden dolayı kendini yüksek görüyorsa, onun kalbine nazar etmez. Güzelliğinden dolayı kendisinde bir gurur varsa, onunda kalbine nazar etmez.”

- “ Abdülkadir Geylanî, Nakşibendî Efendimiz, Mevlâna, İmam-ı Rabbanî büyük velîler. Bunların velî olacakları gösterilmiş. Hareketlerinden, yaşantılarından, sözlerinden, akıl-larından, kerametlerinden belli oluyor.Nebîler mucize göstermiştir, açık olarak. Fakat velîlerin kerametleri gizli kalmıştır.

Çünkü kerâmet, velâyette. Çünkü velâyet manevî bir güçtür.”

- “ ALLAH hepimizden razı olsun. ALLAH hulusunuzun barını, meyvasını yedirsin. ALLAH dünya ile aldatmasın. ALLAH nefse şeytana uydurmasın. ALLAH gayemizi bildirsin. Cenâb-ı Hak gayemize ulaşmak için kolaylıklar ihsan etsin. Gayemiz kulluktur. Kulun birşeyi olmaz. Kulun hiç bir şeyi olmaz. Hepsini ALLAH'a teslim etmek lazım. Malımızı, canımızı.

Bir kimse “Ben çalıştım, ben kazandım.” derse, ALLAH'ın verdiğini inkâr eder.

Bu kadar insanlar gece gündüz çırpınıyorlar zengin olmak için. Niye olamıyorlar? Eğer kendileri kazanıyorlarsa niye olamıyorlar? Kâr-zarar ALLAH'tandır. Kâr ile mal artar. Zarar ile eksilir. Demek ki veren ALLAH, alan ALLAH.

ALLAH vermeyince insan bir şey elde edemez.”

ALLAH DOSTLARI’NDAN ABDÜRRAHİM REYHAN HAZRETLERİ’NİN HAYATI

Ab­dürrahim Reyhan Hazretleri, 1930 - 1998 yılları arasında yaşamış, son yüzyılımızın manevi tasarrufu ve tesiri en yüksek olan Tasavvuf Alimleri’nden ve Allah Dostları’ndandır. Muhammed Beşir Erzincani Hazretleri’nin âlim ve fâzıl büyük oğlu Hüseyin Efendi ile hâl, keşif ve keramet Tübî Hanımın oğulları olup 1930 yılında Erzincan Karakaya köyünde doğdu.

Allah yolunun büyük Velilerinden olan Abdürrahim Reyhan Hazretlerini, tanıma şerefine erenler, mütevazi dünyasından kulluğun hakikatine, simasından da aşkı ilahiye mazhar oldular.

Müntesiplerinin yanına gelip zorluklara girmelerine razı olmaz, şehir şehir, ilçe ilçe, köy köy,  gezerek Türkiye ve Yurtdışında sohbetleriyle onlari irşad ederdi. Teşrif buyurdukları beldelerde Allah aşkının, muhabbetinin ve feyzinin hududu olmazdı.

Abdürrahim Reyhan Hazretleri’nin, Allah’ın Veli kulları hakkındaki iki sohbetinden alıntılar;

- “Cenab-ı Hakk :

"Biz velilerimizi yeşil kubbemizin altında gizledik." buyuruyor.

Hakikatte Beytullah insanların kalbidir. Çünkü Beytullah Halil'in evi. O yapmıştır. Allah'ın emri ile. Ama insanların kalbi Allah'ın evidir. O kalbi Allah yapmıştır. Hangi insanın kalbi? Evliyaullah'ın kalbi. Çünkü Evliyaullahın kalbi açılmış. Bir insanın kalbi açılmazsa Velî olamaz. Bir insanın kalbi açılırsa Velî olur. Bir Velî bir aleme mukabildir”.

- “Bu nimetlere Veliler mazhar olmuşlar. Öyle olmasaydı. Veli olamazlardı zaten. Cenâb-ı Hak ne buyuruyor: "Biz Velilerimizi yeşil kubbemizin altında gizledik. Onları bizden başka kimse bilmez." Sen ben nasıl bileceğiz. Bir fıkra vardır;

Hızır Aleyhisselâm camide imiş. Bir hoca da vaaz ediyormuş. Çok kıymetli, çok mânâlı vaaz ediyormuş. Hızır Aleyhisselam'ın yanında oturan birisi varmış. O da huzurda imiş. Hızır Aleyhisselâm onu uyuyor zannetmiş. Dürtmüş. Demiş "Kalk uyan. Hoca çok güzel vaaz ediyor." Yüzüne bakmış yine başını önüne eğmiş. Yine gözlerini yummuş. O, ikinci defa yine dürtmüş. "Kalk" demiş. "Bu vaaz ele geçmez, bunun kelâmları çok kıymetli, çok mânâlı. Bunları dinle." Yine yüzüne bakmış. Yine gözlerini yummuş.

Üçüncü sefer Hızır Aleyhisselâm'ın yakasına sarılmış. "Eee! Hızır insanları bu kadar rahatsız etmez. Senin Hızır olduğunu söylersem daha kurtulamazsın" demiş.

Hızır Aleyhisselam Allahu Teâlâ'ya müracaat etmiş. "Yarabbi" demiş. "Benim defterimde bunun ismi yok. Veli ise ismi defterimde yok. Veli değilse benim Hızır olduğumu nerden bildi?"

Cenâb-ı Hakk da: "Beni sevenlerin ismini ben senin defterine yazdırırım. Benim sevdiklerimi ben gizli tuttum. Senin defterine yazdırmadım" diyor.

Veliler varis-i enbiyâdır. Madem ki Peygamberlere inandıksa, Velilere de inanacağız.”

Abdürrahim Reyhan Hazretleri, Peygamber Efendimiz’in (SAV) “ İnsanların en hayırlısı insanlara en faydalı olandır” Hadis-i Şerif’i ışığında Kuran ve Sünnet’e tam bağlı olarak 68 yıllık ömrünü Hak yoluna hizmet için adayan Allah’ın Veli kullarındandı. Dar´ül Beka´ya teşrif buyurana kadar talebelerinin sayısı Yurtiçi ve Yurtdışında çok çoğaldı. Bu geniş irşad halkasına rağmen tevazu ve mahviyetini daima muhafaza etti.

YASAL UYARI: Bu içeriğin bütün yayın ve çoğaltma hakları REYHAN VAKFI'na aittir. Kaynak gösterilmeksizin kısmen veya tamamen iktibas edilmesi yasaktır.