İnsanların en hayırlısı, insanlara en faydalı olandır.
info@reyhanvakfi.org.tr

Reyhan Vakfımızın Faaliyetleri için Desteklerinizi Bekliyoruz

İstanbul Valisi Sayın Vasip Şahin Kutlu Doğum Haftası Programımıza Katıldı

Salih Baba Divanı'ndan Seçmeler

Gülden Bülbüllere Tasavvuf Sohbetleri'nden Seçmeler

Teveccüh Sohbetleri
 
Teveccuh-Sohbetleri
Gülden Bülbüllere Teveccüh Sohbetleri, Gönüller Sultanı Abdurrahim Reyhan Hazretleri’nin, teveccühlerde ikram buyurduğu mübarek sohbetlerinin aslına uygun şekilde yazılı hale getirilmesiyle ortaya çıkmıştır.

Teveccüh Sohbetleri tasavvuf yolunda önemli bir yeri olan teveccüh konusunda yayınlanmış ilk müstakil eserdir.

Bu sayfada, kitabın Önsözünü, Allah'ın Veli kullarından Abdürrahim Reyhan Hazretleri’nin sohbetlerinden alıntıları ve hayatı hakkında kısa bir bilgiyi  bulacaksınız.  

Vakfımızın yayınladığı bu kitaba ulaşmak için lütfen bizimle iletişime geçiniz.

ÖNSÖZ

Bu eser, Gönüller Sultanı Abdurrahim Reyhan (Erzincanî) Efendimiz Hazretleri’nin, teveccühlerde ikram buyurduğu mübarek sohbetlerinin aslına uygun şekilde yazılı hale getirilmesiyle ortaya çıkmıştır.

Çeşitli zaman ve mekânlarda yapılmış olan bazı teveccühler geniş bir arşiv içerisinden derlenebilmiştir. Gülden Bülbüllere Teveccüh Sohbetleri tasavvuf yolunda önemli bir yeri olan teveccüh konusunda yayınlanmış ilk müstakil eser olması hasebiyle “Teveccüh’ün Tanımı ve Tasavvuf Tarihinde Teveccüh” isimli bir bölüm kitabın sonunda verilmiştir.

Noksanlarımızı tamam eyleyeceklerini umut eder, dualarınızı bekleriz.

Derleyen

GÖNÜLLER SULTANI ABDÜRRAHİM REYHAN HAZRETLERİ’NİN KİTAPTA YER ALAN SOHBETLERİNDEN BAZI KELAMLAR, ALINTILAR VE DUALAR

- “ Allah muhabbetinizi artırsın. Allah feyzinizi, nurunuzu artırsın.

Sabahı şerifleriniz de hayırlı mübarek olsun.

İşleyeceğimiz bu amel de büyüklerimizin büyük bir amelidir. Cenabı Hak sizler için hayırlı mübarek etsin. Feyzinden, nurundan, bereketinden sizi ihya-âbâd etsin.

Allah'a şükür, çok şükür, bin şükür, nihayetsiz şükürler olsun. Rabbimizin ihsanına nihayetsiz şükürler olsun.

Büyük ihsanda bulunmuş bize Cenabı Hak. Şu zamanımızda bak, ne gibi nimetler bize ihsan etmiş. Allah'a şükür, hamdolsun, şükrolsun amelimiz büyük.

- “ Teveccüh demek yönelmektir. Allah’a yönelmek değil mi? Biz de öyleyse Allah’a yöneleceksek Peygamber Efendimiz hadisi kutside ne buyuruyor? “Kulum bana bir karış gelirse, ben ona bir adım giderim. Kulum bana yürüyerek gelirse, ben ona koşarak giderim” Hâşâ, Cenabı Hak gelmekten gitmekten münezzehtir.

Ama bu nedir? Yani bizim ona yönelmemiz, bizim ona bir karış gitmemiz, bu da Allah’ın fazlı, keremidir. Allah’ın bir ihsandır. O nimetin kıymeti bilinirse, şükrü eda edilmiş olur. Allah’a şükür nimeti artırıyor. Bizim için şükür nimeti artırıyor. Cenabı Hak, “Kulum için sayısız nimet halk ettim ama kulu da zâtım için halk ettim.” buyuruyor. “

- “ Ehli aşk kim? Ehli aşk işte buraya gelen cemaattir. Hepsi ehli aşk. Ehli aşk demek; Allah’ı sevenler. Bunları buraya Allah sevgisi toplamış, değil mi? Herhangi bir akraba ziyareti için gelmemişler veya herhangi bir maddi iş için, menfaat için buraya gelmemişler. Keyfe, sefaya, gezmeye buraya gelmemişler. Ne için gelmişler? Allah için gelmişler, bir amel işlemek için gelmişler. Bu da Allah’ın emridir. “Allah için birbirinizi sevin.”  Bu cemaat Allah için birbirini sevmiş.”

- “ Kalbini neyle temizlersin?

Kalbini ancak zikrullah ile temizleyeceksin.

Senin için çok önemli, kıymet vermiş olduğun o ilim de senin kalbini temizlemez. Senin o çok amelin de kalbini temizlemez.

Eğer ilmin sana varlık oluyorsa, ilmin senin kalbinde bir eseri varsa, yani ben âlimim, ben biliyorum diyorsan, o ilim senin kalbini temizlememiş. Eğer sen amelinden dolayı, ben amel işledim, şu kadar amelim var, ben üstünüm insanlardan, amelimle üstünüm diyorsan, o amel de senin kalbini temizlememiş.

Ya ne temizler senin kalbini?

Her şeyi kalbinden çıkaracaksın. İlmin mi var onu çıkarıp atacaksın. Amelin mi var? Onu da atacaksın. Mal sevgisi, evlat sevgisi hepsini çıkarıp atacaksın ki senin kalbin temizlensin. O zaman kalbi selim olasın. O zaman huzura ulaşasın.”

- “ Mesela dersimiz var; devamlı çekeceğiz. Evvabin namazımız var; devamlı kılacağız. Seferde de hazerde de, sağlıklı iken hastayken, boş zamanlarımızda meşgul olduğumuzda bunu kılacağız.

Böyle boş zamanımızda kılıp meşgul zamanımızda kılmazsak veyahut da yolcuyuz yolda kılmazsak, hastayken kılmazsak; hayır, yok kılacağız.

Eğer akşam namazını kılıyorsak onu da kılacağız; akşam namazını kaçırdıysak tabii, o da kaçar. Farkı ne olur? Akşam namazını kaza ederiz, evvabin namazını kaza etmeyiz. Çünkü onun kazası olmaz.

Teheccüd namazı da böyledir, evvabin namazı da böyledir, günlük dersimiz de böyledir, hatmemiz de böyledir.

Gerçi hatme haftada bir gün okunursa o da bir kolaylıktır. Zamana göre bir kolaylık emretmişler. Eskiden haftada her gün okunuyordu. Bir zaman için bir yasaklıktan dolayı, bir darlıktan sıkıntıdan dolayı haftada bir güne düşürmüşler. Büyüklerimizin emri, haftada en az bir kez. Ama bu emir verilmişse yine de haftada bir gün bu emri yapmalıyız, hatmeyi yapmak lazım.

Onun için herhangi muhitte olursa olsun, köyde şehirde nerede olursa olsun orada hatme okunuyorsa ırak demeyin, yorgunum demeyin, efendim ihmallik etmeyin, tembellik etmeyin. Haftada bir gün gitmeye borçlusunuz. Her gün giderseniz daha "Nurun ala nur." olur ama haftada en az bir gün gideceksiniz.

Hatmeden uzaklaşan, ihvandan uzaklaşan, bak, sürüden uzaklaşmıştır. Sürüden ayrılanı kurt yer, büyüklerimiz buyuruyor ki: “Sürüden ayrılanı kurt yer..”

Bu sürü ise işte bizim hatmemizdir, sohbetimizdir, ihvanlar arasına girmek karışmaktır. İhvanlardan ayrılan, sohbetten ayrılan, hatmeden ayrılan, bunlardan ayrılan sürüden ayrılmış olur.”

- “ İbrahim Ethem Hazretleri Belh padişahı imiş. Padişahlığı bırakmış gitmiş, bir gece yatağından genç bir hanımı varmış, onu bırakmış, çıkıp gitmiş. Yani genç bir padişah tahtını, tacını bırakıp gitmiş. Bir şeyh bulmuş onun dergâhında hizmet görmüş. Ne yapmış orada? Yedi sene sırtında dağdan odun çekmiş getirmiş. Yedi seneden sonra orada irşat olmuş. Padişahın halkı da padişahlarından çok memnunlarmış, buluruz diye arıyorlarmış, padişah tayin etmemişler. Derviş olduğunu, nerede olduğunu hiç kimse bilmiyor. Fakat ona şeyh efendisi bir görev yetki vermiş, irşat etmiş.

"Hadi sen de irşat et, artık görevlisin, git belli bir mekân yer belli et, halkı topla onlara nasihat et onları irşat et", demiş.

Bu da gitmiş sohbet ediyor. Derya kenarında bir mekân bulmuş. Sohbetin etrafına zaman zaman çoğalıp geliyorlar. Kerametinden, sohbetinden işte çok mübarek zât diye böyle duyuluyor, her taraftan geliyorlar. Belh halkı da duyuyor, İbrahim Ethem işte şeyh olmuş, bilmem nereye tekke kurmuş, diye. Bu halk padişahlarını alıp götürmeye geliyorlar, çünkü padişah tayin etmemişler. Geliyorlar nerede buluyorlar? Evet derya kenarında dergâhı var, bir mekânı var. Denizin kenarında böyle pardösüsüne iğne iplik elinde yama vuruyor, bunu böyle bulmuşlar.

" Selamun aleyküm, aleyküm selam, hadi seni biz götüreceğiz. Yedi senedir seni arıyoruz, bulamıyoruz" demişler.

"Gidin ben padişah olmam, gidin padişahınızı bulun". Demişler ki:

" Padişah tayin etmedik".

" Gidin kendi aranızda padişahınızı tayin edin, ben daha gelmem. Ben bu pis dünyaya daha elimi sürmem" demiş.

" Olmaz seni götüreceğiz, cebri götüreceğiz" demişler.

Anlamış ki bunlar cebir kullanacaklar. O zaman kendinin maneviyatını, manevi gücünü bunlara göstermiş. Demiş ki:

" Bir şartım var. Onu yerine getirirseniz gelirim?"

" Nedir şartın?" Demişler.

  İğneyi atmış deryaya, demiş ki:

" Bu iğneyi bulur getirirseniz gelirim."

Şimdi deryada iğneyi arayıp bulmak insanların kârı değil. Bunlar aciz kalmışlar. Demişler ki:

" Sen bunu bahane ettin. Deryada iğne bulunmaz, ama biz yine de seni götüreceğiz." Demiş ki:

 " Siz şimdi bu iğneyi getiremiyorsunuz."

" Getiremiyoruz efendim."

" Bakın gözleyin, benim iğnem gelecek."

Deryaya bir seslenmiş böyle yumuşak ve buğulu bir sesle:

" Ey balık, Allah rızası için benim iğnemi getir" demiş.

Bir balık iğne ağzında başını çıkarmış sudan, uzatmış iğneyi o da almış, bunu görmüşler. Tabii bir manevi gücünü görmüşler. Tehditle zorla götüreceklerdi. Daha bakmışlar bu sefer manevi gücünden kahrından korkmuşlar, bedduasından korkmuşlar. Demiş ki:

" Gidin babam. Ben Belh padişahı iken insanlara emrediyordum, sözüm geçiyordu. Ama şimdi Allah beni maneviyat padişahı etti. Bak, balıklara da benim sözüm geçiyor.”

ALLAH DOSTLARI’NDAN ABDÜRRAHİM REYHAN HAZRETLERİ’NİN HAYATI

Ab­dürrahim Reyhan Hazretleri, 1930 - 1998 yılları arasında yaşamış, son yüzyılımızın manevi tasarrufu ve tesiri en yüksek olan Tasavvuf Alimleri’nden ve Allah Dostları’ndandır. Muhammed Beşir Erzincani Hazretleri’nin âlim ve fâzıl büyük oğlu Hüseyin Efendi ile hâl, keşif ve keramet Tübî Hanımın oğulları olup 1930 yılında Erzincan Karakaya köyünde doğdu.

Allah yolunun büyük Velilerinden olan Abdürrahim Reyhan Hazretlerini, tanıma şerefine erenler, mütevazi dünyasından kulluğun hakikatine, simasından da aşkı ilahiye mazhar oldular.

Müntesiplerinin yanına gelip zorluklara girmelerine razı olmaz, şehir şehir, ilçe ilçe, köy köy,  gezerek Türkiye ve Yurtdışında sohbetleriyle onlari irşad ederdi. Teşrif buyurdukları beldelerde Allah aşkının, muhabbetinin ve feyzinin hududu olmazdı.

Abdürrahim Reyhan Hazretleri’nin, Allah’ın Veli kulları hakkındaki iki sohbetinden alıntılar;

- “Cenab-ı Hakk :

"Biz velilerimizi yeşil kubbemizin altında gizledik." buyuruyor.

Hakikatte Beytullah insanların kalbidir. Çünkü Beytullah Halil'in evi. O yapmıştır. Allah'ın emri ile. Ama insanların kalbi Allah'ın evidir. O kalbi Allah yapmıştır. Hangi insanın kalbi? Evliyaullah'ın kalbi. Çünkü Evliyaullahın kalbi açılmış. Bir insanın kalbi açılmazsa Velî olamaz. Bir insanın kalbi açılırsa Velî olur. Bir Velî bir aleme mukabildir”.

- “Bu nimetlere Veliler mazhar olmuşlar. Öyle olmasaydı. Veli olamazlardı zaten. Cenâb-ı Hak ne buyuruyor: "Biz Velilerimizi yeşil kubbemizin altında gizledik. Onları bizden başka kimse bilmez." Sen ben nasıl bileceğiz. Bir fıkra vardır;

Hızır Aleyhisselâm camide imiş. Bir hoca da vaaz ediyormuş. Çok kıymetli, çok mânâlı vaaz ediyormuş. Hızır Aleyhisselam'ın yanında oturan birisi varmış. O da huzurda imiş. Hızır Aleyhisselâm onu uyuyor zannetmiş. Dürtmüş. Demiş "Kalk uyan. Hoca çok güzel vaaz ediyor." Yüzüne bakmış yine başını önüne eğmiş. Yine gözlerini yummuş. O, ikinci defa yine dürtmüş. "Kalk" demiş. "Bu vaaz ele geçmez, bunun kelâmları çok kıymetli, çok mânâlı. Bunları dinle." Yine yüzüne bakmış. Yine gözlerini yummuş.

Üçüncü sefer Hızır Aleyhisselâm'ın yakasına sarılmış. "Eee! Hızır insanları bu kadar rahatsız etmez. Senin Hızır olduğunu söylersem daha kurtulamazsın" demiş.

Hızır Aleyhisselam Allahu Teâlâ'ya müracaat etmiş. "Yarabbi" demiş. "Benim defterimde bunun ismi yok. Veli ise ismi defterimde yok. Veli değilse benim Hızır olduğumu nerden bildi?"

Cenâb-ı Hakk da: "Beni sevenlerin ismini ben senin defterine yazdırırım. Benim sevdiklerimi ben gizli tuttum. Senin defterine yazdırmadım" diyor.

Veliler varis-i enbiyâdır. Madem ki Peygamberlere inandıksa, Velilere de inanacağız.”

Abdürrahim Reyhan Hazretleri, Peygamber Efendimiz’in (SAV) “ İnsanların en hayırlısı insanlara en faydalı olandır” Hadis-i Şerif’i ışığında Kuran ve Sünnet’e tam bağlı olarak 68 yıllık ömrünü Hak yoluna hizmet için adayan Allah’ın Veli kullarındandı. Dar´ül Beka´ya teşrif buyurana kadar talebelerinin sayısı Yurtiçi ve Yurtdışında çok çoğaldı. Bu geniş irşad halkasına rağmen tevazu ve mahviyetini daima muhafaza etti.

YASAL UYARI: Bu içeriğin bütün yayın ve çoğaltma hakları REYHAN VAKFI'na aittir. Kaynak gösterilmeksizin kısmen veya tamamen iktibas edilmesi yasaktır.